1. YAZARLAR

  2. HALİL ŞANLI

  3. 17 ARALIK DEPREMİ
HALİL ŞANLI

HALİL ŞANLI

Yazarın Tüm Yazıları >

17 ARALIK DEPREMİ

A+A-
BU NASIL BİR GÜÇ

Başbakanlık kayıtlarında yer alan bilgilere göre  bu ülkenin ünlü bir savcısı diyor ki 'Ergenekon’u bitirdim. Başbakanı'da bitireceğim'... Vay be ! Bir ülkenin polis şefi diyor ki; 'Bir gün Erdoğan'ın kollarına kelepçeyi ben takacağım'! Kim bunlar? Bu nasıl kanun adamlığı. Bu nasıl bir kin ? Bu nasıl bir nefret? Bugün Başbakan Erdoğan, yarın Bahçeli, diğer gün Kılıçdaroğlu! Hiç  fark etmez! Bir savcı ve polis şefi gücünü nereden alıyor? Ülkenin başbakanı için bu cüreti nasıl gösterebiliyor? Beni  Başvekilin  ne adı, ne siyasi görüşü hiçbir şekilde ilgilendirmiyor. Rahatsızlık veren demokratik bir ülkede adalet dağıtmakla mükellef olan birilerinin, halkın iradesine karşı duruş sergileyebilme cüreti göstermesi. Dün bu ülkenin Genelkurmay Başkanı için terör örgütünün lideri  suçlaması ile haddini aşan odaklarla,  bugün Başbakan’ı bitireceğim  diyenler,  belli ki aynı anlayışın ürünü olan şahıslar. Peygamber  ocağı olarak tabir edilen ordumuzun şerefli  komutanı için bu yakıştırmayı yapan da, Başbakana kelepçeyi takacağım ya da bitireceğim diyen anlayışın ülkemizin kader noktalarını bırakın basit davalarında bile  adil davranıp hakkaniyetli karar verebileceklerini  hangi  izan kabul edebilir?  Söz konusu kişi ya da kişilerin, ‘devlet  de , kanun da benim’  anlayışındaki  densizliklerinin  arkasında önemli  dış güçlerin olduğu düşüncesini  ret etmek, mantıksızlığın en büyüğü olur. Gözüken o ki  askeri vesayetten kurtulalım derken, yargı ve emniyet vesayeti oluşturuldu güzel ülkemizde. İktidar partisi de  büyük tavizler vererek,  yeni tür  vesayetin önünü açtı.  AK Partinin kendi tavizleri neticesinde  oluşan yargı ve emniyet vesayeti  kendisine yönelince , kimileri bunu  ‘Ergenekon ve Balyoz’da ki masumların ahı tuttu’ kimileri ise ‘Başbakan koynunda beslediği  yılanın tesiri ile zehirlenme tehlikesi yaşadı ve bunu hak etmedi’ şeklinde yorumladı ! Kim nasıl  düşünür ,bilemeyiz ancak bugün gelinen noktadan alınacak çok mühim dersler olduğu aşikardır. 

DİNİ Mİ SİYASİ Mİ?

Bir cemaat neden ülkenin tüm yönetimine talip olmak ister. Bir cemaat asli görevi olan işleri nasıl unutup da siyaset ve iktidar hırsına bu kadar kapılabilir. Ya da bunu cemaatten kim, neden isteyebilir? Zaman gazetesi yazarı ve ABD temsilcisi İhsan Yılmaz, ulusal bir televizyon kanalında ki tartışmada ; 'Biz hükümetin ABD ve AB 'ye ters politikalar izlemesi, onlardan uzaklaşması üzerine karşı karşıya geldik'  diyor. Bu nasıl bir anlayış, bu ne çarpık bir yaklaşım! Siyasi iktidarın doğu ya da batı tercihinden  size ne? Siz bir siyasi oluşum musunuz? Siz devlet misiniz, dini bir cemaat mi ? Siz devleti yönetmekle mi  mükellefsiniz yoksa dine hizmetle mi ? Devleti yönetme adına  hiç kimsenin sizlere her hangi bir yetki ya da vekalet verdiğini görmedik. Peşinizden koşan insanların çok büyük bir çoğunluğu  Allah adına, Peygamber yoluna etrafınızda kenetlendiğine göre bu amaçtan sapmak beraberinde yalnızca ‘kandırılmışlık’ duyguları ile güven kaybettirir. Eğer siyaseten ülkeyi yönetmeye talipseniz, gölge kabine olmaya gerek yok. Çıkar demokratik yollardan partinizi kurup, halkımızın reyine talip olursunuz. Doğrusu bu değil midir? Yok ‘biz din adına varız’ diyorsanız, dini bir gözlükle bakıp şu yorum rahatlıkla yapılamaz mı?

Bu ülkede başörtüsü sorunu  çözülmedi mi? Bu ülkede İmam Hatiplilerin katsayı sorunu giderilmedi mi? Bu ülkede okul kitaplarına Kuran-ı Kerim ve Peygamber efendimiz(SAV)in hayatı konulmadı mı? Düne kadar cemaat ve tarikatlar sohbet toplantılarını ya da zikir gecelerini gizli yaparken, bugün aleni olarak her tür faaliyeti özgürce yapabilme hürriyetine kavuşmadınız mı ?Peki bunlar yapılmışken, temel gayesi dine hizmet olarak kurulmuş bir cemaat başka ne isteyebilir ki? Herkes aklını başına toplamalı. Herkes  ‘neyi ne adına yaptık, yapıyoruz’ sorusunu,  vicdani tarafına sorabilmeli. Herkes yerini, var oluş maksadını, hakkını, haddini, üstlendiği misyonu çok iyi analiz edebilmeli. Bir dönem Doğruyol Partisi, bir dönem Anap, diğer dönem DSP, bugün AKP, yarın CHP! Şu mudur yani; partiyi oluşturanların, onların yaşam tarzlarının, Allah’a , dine , kültürümüze bakışlarının, ülke adına yapacakları icraatların hiçbir önemi yok. Yeter ki bize tavizler verilsin, kuyruğu elimizde olsun, kim olduğu fark etmez’  öyle mi? Eğer böyle ise yazık. Eğer dün, iyi bir devlet adamı olan sayın Baykal’a, bugün sayın Kurtulmuş’a yapılan, yarın belki başkalarına da yapılacak olan ‘şantaj’ kasetleri sizlerin ürünü ve eseri ise yüz binlerce kere yazık! Şantaj’ın hangi İslam anlayışı ile bağdaştığını  da izah etmek boynunuzun borcudur.  Bu sözlerimiz asla  cemaatin saygın ve Allah korkusu ile dolu alt tabakasını teşkil eden milyonlara değil. Çünkü  alt tabakadaki samimi, saygın kardeşlerimizin  olaylara yürekten ‘Peygamber yolu’  gözüyle baktıklarından ve bakacaklarından kuşkumuz yok.

YOLSUZLUĞUN ÜZERİNİ KAPATAN BEDEL ÖDER

Her iktidarın veya erkin etrafında mutlaka çıkarcı, vurguncu, art niyetli  kesimler hep var olmuştur. Tarihe bakıldığında her iktidar döneminde  alt alta yazılabilecek çok hadiselerle karşılaşmak pekala mümkündür. Ne yazık ki bundan sonra da olacaktır. Bu söylemimiz asla yapılan usulsüz işleri meşru gösterme gayreti değildir. Yolsuzluğu kim  yapmışsa mutlaka bedelini ödemelidir. Hele hele  dinimizi kullanarak insanların güvenini kazanıp, bunu nefsi duygulara dönüştürenler, bu bedeli  misli ile kat kat ödemelidir. Bedel ödetmeyen, üzerini kapatmak isteyen olur ise yarın onlarda bedel ödemek zorunda kalır. Ak Parti hükümeti  süratle olayın üzerine gitmek zorundadır. Aksi halde kar topu gibi hızla erimeye yüz tutmaları kaçınılmaz olacaktır. Evet zamanlaması manidar olsa da, ülkenin önemli projelerine imza atmak üzere olan firmalara göz dağı verilmiş, maksadı değişik hamlelere girişilmiş olunsa  da,  iktidar partisi ‘Bunlar maksatlı’ diyerek, pis koku gelen yerlerin üzerini örtemez, örtmemeli. Aksi halde  çok büyük bir  vebalin altında kalırlar. İktidar,  ayırım yapmadan, sağcı, solcu, dindar, dinsiz diye ayırım yapmamalı. İnsanları sınıflandırmadan dürüst olana, güven duyulana, işin ehline kapıları her zaman açık tutabilmeli. 

Son olarak, ülkeyi ilgilendiren iç ve dış politikalarda  Milliyetçi Hareket Partisini  taktir ediyorum. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz bilmiyorum ama  ne dindar, ne dinsiz, ne savcı , ne hakimle işleri yok. Onların iki temel politikası, vatan ve bayrak üzerine. Tüm politikalarını bu prensipler üzerine kuruyor, asla taviz vermiyorlar.  Genel Başkanları  sayın Bahçeli tam bir devlet adamı edası ve üslubuyla hareket ediyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar