1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Düşünüp soruyorum…
Düşünüp soruyorum…

Düşünüp soruyorum…

Halil şanlı yazdı

A+A-

Asla partizanca bir yaklaşımla bu yazıyı yazmıyorum. Ülkenin başındaki iktidarın ve bir siyasi partimizin ortaklaşa  ortaya koyduğu bir Anayasa reformunu oylayacağız. Vatandaş olarak, oy hakkına sahip birisi olarak, ‘hayır’ verebilmem için beni ve birçok kişiyi ikna etmekle mükellef olduğunuz için bu satırları karalıyorum. Kızmayın, gücenmeyin! Kendinize de, partililerinize de öz eleştiri yaparak, benim gibi düşünenleri ikna edin.

 

‘Birileri;

 

‘Tek adamlık geliyor. Ülkeyi kararnamelerle yönetecek. Muhtarlıkları bile kapatacak’ diyor…

 

Üzülüyorum…Çok değerli arkadaşlarımın ve dostlarımın da içinde olduğu   ve daha önemlisi, Türkiye’nin ana muhalefetinden sorumlu, tarihi bir partimizin Genel başkanının bu söylemi karşısında, samimiyetle kederleniyorum.

 

Ve  millet adına da, milletin bir ferdi olarak kendi adıma da düşünüp soruyorum!

 

Yeni anayasa taslağına göre  kanunla belirlenmiş her konuda,  Cumhurbaşkanı kararnamesinin hiçbir hükmü olmayacak. Yani Cumhurbaşkanı,  anayasada kanunla belirlenmiş hiçbir konuda,  kararname çıkarma hakkına sahip olamayacak. Muhtarlıklar da kanunla belirlendiğine göre  bu  ve   bunun gibi asılsız iddiaların sebebi nedir?

 

‘Asıl hedef,  eyalet sistemine ülkeyi dönüştürmek!  Üniter devlet yapısından vazgeçilecek’  deniliyor …

 

Yine üzülüyorum! Atatürk’ün partisi, bu tür basit, gerçek dışı söylemlere sığınmamalıydı diyorum… Geçmişte tahsiline, devlet adamlığına inandığımız  ve ne yazık ki bir çoğumuzun ‘umut’ beslediği kişilerin, ne kadar olayı saptırdıklarını gördükçe yine kederlenip  derin düşüncelere dalıyorum…

 

Ve Millet adına da, milletin bir ferdi olarak kendi adıma da düşünüp soruyorum!

 

Anayasanın 1.2.3 maddeleri ile 125 ve 126. Maddeleri,  üniter yapının ve rejimin tapusu olarak orada dururken, hatta ilk üç maddenin değiştirilmesi dahi teklif edilemez hükmü varken;  ülkemiz  kim tarafından,  hangi yasal dayanakla, hangi cüretle  eyalet sistemine döndürülecek?

 

Kaldı ki, milliyetçiliği asla tartışılmayacak olan sayın Devlet Bahçeli’nin,  buna zerre  rıza gösterme şansı var mıdır? ‘Vardır’ diyen milliyetçi mevcutsa  ve kendi milliyetçiliğini 20 yılı aşkındır temsil eden genel başkanını ‘ihanetle’ itham ediyorsa, kanımca kendinden  şüphe etmelidir!

 

Kaldı ki, sayın Başbakan ve sayın Cumhurbaşkanı’nın  meydanlarda bu konuda verdikleri güçlü ve kararlı mesajlar ortadayken, hatta sayın Erdoğan bir adım daha ileri giderek; “Rejime fiske konduran evvela beni karşısında bulacak’ gibi çok net ve güçlü bir duruş sergilemişken; safsata ile insanları kandırmak, ülke insanını kutuplaştırmaktan başka ne işe yarar?   

 

Sayın Meral Akşener; ‘Hayır cephesini oluşturanlar son derece ahlaklı, son  derece edepli, son derece düzgün  yapılardan oluşuyor’ derken,

‘milliyetçi’ olduğunu iddia eden bir hanım efendinin, bu kadar akıl tutulması yaşayabilmesini hayretle izliyorum!  Kendisine iç işleri bakanı olarak bu ülkenin güvenliğini teslim ettiğimiz sayın Akşener’in, hem bu sözleri, hem de dört farklı partide siyaset yapmış olmasını göz önüne  alarak;  Ülkücü kardeşlerimizin bir kısmı, liderini bu hanım efendiye değişiyorsa, sözün bittiği yerdeyiz’ demekten kendimi  alamıyorum!

 

Ve millet adına da, milletin bir ferdi olarak kendi adıma da hem düşünüyor hem soruyorum!

 

Meral hanımın tarif ettiği üzere; ‘hayır’  cephesinde yer alan (sade vatandaşları asla kastetmiyorum) Fetö, PKK, Türk düşmanı yabancı devletler, Can Dündar gibiler, ‘Güneydoğu’da katliam’ manşeti atarak teröristleri savunacak ifadeler kullananlar; sizin tabirinizle  ahlaklı, edepli, düzgünse; siz kimin milliyetçiliğini yapıyorsunuz sayın Akşener?  Ülkesine silah doğrultan, ülkesini satan, ülkesini dünyaya şikayet edenlere  o  sıfatlara yakıştırıyorsanız, sizi nereye koymalıyız? Bu kahraman milleti hangi sıfatla anmalıyız?  

 

‘Yeni Anayasa en az yüzde 70’le geçmeli ki,  insanların içine sinebilsin’  diyen Sayın Deniz Baykal’ı izliyorum. Onu tanıdığımda çocuktum…Bugün orta yaşı devirmek üzereyim, hala perdenin önünde onu görüyorum. Aynı hırs, aynı üslup, aynı nefret söylemleri… Bana göre sol siyasete gelmiş en büyük lider sayın Bülent Ecevit’in , 12 Eylül sonrası neden sayın Baykal ve onun yanındakilerle  birlik olmadığını şimdilerde daha iyi anlıyorum. O yıllarda çocuk sayılabilecek yaşta olduğum için ‘Niye birleşmiyorlar’ sorusuna bir cevap bulamazdım!  Üstelik Sayın Baykal ve arkadaşları rahmetliye ‘Gel genel başkanımız ol’  teklifine rağmen, neden sayın Ecevit kendine özgü bir sol partide ısrar etmişti? Gerçekleri  anladıkça, üzüntüm kat be kat artıyor, rahmetli Bülent beye de hak veriyorum…

 

Ve millet adına da, milletin bir ferdi olarak kendi adıma da düşünüp soruyorum…

 

Sayın Baykal, hani ama siz milli egemenliğin en büyük savunucusuydunuz!    Hani sizler demokrasiden güç alıyordunuz! Yapmayın Allah aşkına…Dünyanın neresinde görülmüştür ki, bir Anayasa yüzde 70’le geçmek durumunda olsun! Sizin dediğiniz gibi olsaydı, bu Anayasa’nın içinde olmaz mıydı? Lütfen söyleyin Sayın Baykal! Siz seksen yaşınıza rağmen hala ihtiraslarınızla mı konuşuyorsunuz, yoksa demokrasiye mi inanmıyorsunuz? Ya da  yeni kasetler mi önünüze konuldu ki, yıllardır çekildiğiniz kabuğunuzdan, yıllar sonra millet iradesine karşı duruş sergiler bir şekilde çıkı verdiniz ortaya! Eğer, ‘vatan’ için derseniz, sorarım; 15 Temmuz gecesi ve sonrası neredeydiniz Sayın Baykal?

 

Ben ülkemin menfaatine  gördüğüm için bu anaysa hakkında düşüncelerimi   açıkladım. Çünkü bu partiler üstü bir durumdur. Ve inanın ana muhalefetin kesinlikle, bu politikalarla bir yere varamayacağını yıllardır görmekten, artık gına geldi. Ben  ‘inadına’ diye hareket edip, partimin yanlışlarını kapatacak bir yapıya hiç sahip olmadım. Geleceğim, ya da çocuklarımın geleceği, milletimin geleceği,  A Partisi - B partisinden ibaret değil. Ama gelişmiş bir ülke, yaşanabilir bir vatan, güçlü bir devlet, benim  vazgeçilmezimdir.  

 

Milleti yanlış yönlendirmenin bir manası yok. Bunlar basit, iflas etmiş, inandırıcılığı kalmamış ve kendi parti tabanına da ihanet eden politikalardır. Ana muhalefetin çok güçlü olması demokrasimiz adına da, ülkemiz, devletimiz adına da çok önemlidir. İstemeyen namerttir. Fakat bu anlayışla, bunun tezahür etmesi yakın zamanda mümkün gözükmemektedir.

 

Ha birileri bana ; 'Cumhurbaşkanına inanıyorsun da, Sayın Kılıçdaroğlu’na neden inanmıyorsun' derse iki cevabım olur!

 

Birincisi aklım var, gördüklerim var, bilgi birikimim var, geçmişle bugün var…

 

İkincisi ise kusura bakmayın ama ; ‘Dünyaya haykırıyorum, bu mit tırları içinde Daeş’e silah gidiyordu’ diyen ve  koltuk uğruna ülkesini şikayet edenlere, asla güven duymam!

 

Her sonuca saygılı olalım. Sağcısı solcusu, liberali, muhafazakarı hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Hepimiz kardeşiz. Oy verirken hür irademizi kullanalım, ama düşmanlarımızı ve hainleri sevindirecek  inatlaşmalar, zıtlaşmalarla  birbirimize hasmane bir tutum içinde olmayalım. 


Not: Başkanlık sistemini yüksek sesle en ciddi şekilde seslendiren rahmetli Özal'ı zehirlettiren Batılı güçler, Türkiye'nin refahını düşündüğü için mi  şimdi 'hayır'diyor? Bugün Avrupa, 'hayırı' göstermelik yapıyor, aslında 'başkanlığı gizliden gizliye istiyor' gibi bir algı operasyonu yapılıyorsa, 30 yıl evvel bu sistemde ısrar eden Özal'a destek olup, onu yaşatmazlar mıydı?